|
Düşüncelere Dalmak;
Birçok insan "derin düşünmek" için, başını iki elinin arasına koyması,
bir odaya, hatta bir nevi tefekkür hücresine çekilip, tüm insanlardan ve
olaylardan elini ayağını çekmesi gerektiğini zanneder. Hatta "derin
düşünmeyi" o kadar gözünde büyütür ki, kendisi için fazla bulur; bunun ancak
"düşünürlere" ait bir özellik olduğunu sanır.
Oysa kitabın giriş bölümünde de belirttiğimiz gibi Allah insanları
düşünmeye çağırır ve "(Bu Kur'an,) Ayetlerini, iyiden
iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana
indirdiğimiz mübarek bir kitaptır" (Sad Suresi, 29) ayetiyle Kuran'ı
insanların düşünmeleri için indirdiğini bildirir. Önemli olan insanın
düşünme yeteneğini samimiyetle geliştirmesi, düşünme konusunda
derinleşmesidir.
Bu konuda çaba harcamayan insanlar ise yaşamlarını derin bir "gaflet"
içinde geçirirler. Gaflet kelimesi, "unutmaksızın ihmal etmek, terk etmek,
yanılmak, umursamamak, dikkatsizlik yapmak" gibi anlamlar içerir. Düşünmeyen
insanların içinde bulundukları gaflet hali de, yaratılış amaçlarını ve dinin
bildirdiği gerçekleri unutmanın veya bunları bilerek gözardı etmenin bir
sonucudur. Ancak bu, bir insan için son derece tehlikeli ve sonu cehenneme
varan bir yoldur. Nitekim Allah insanları gaflete kapılmama konusunda şöyle
uyarmıştır:
Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi
kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete
kapılanlardan olma. (Araf Suresi, 205)
İş(in) hükme bağlanıp biteceği, hasret gününe karşı
onları uyar; onlar bir gaflet içindedirler ve onlar inanmıyorlar.
(Meryem Suresi, 39)
Kuran'da düşünüp vicdanıyla gerçekleri gören ve bundan dolayı Allah'tan
korkup sakınan insanlardan bahsedilir. Hiç düşünmeden, bir gelenek gibi
atalarından gördüklerini körü körüne uygulayanların ise hatalı oldukları
haber verilir. Bu kişiler kendilerine sorulduğunda dindar olduklarını,
Allah'a inandıklarını söylerler. Ancak düşünmedikleri için Allah'tan korkup
sakınarak davranışlarını düzeltmezler. Aşağıdaki ayetlerde düşünmeyen bu
kişilerin zihniyetleri şöyle haber verilmektedir:
De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Yeryüzü ve onun
içinde olanlar kimindir?"
"Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de öğüt
alıp-düşünmeyecek misiniz?"
De ki: "Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş'ın Rabbi
kimdir?"
"Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de
sakınmayacak mısınız?"
De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Herşeyin
melekutu (mülk ve yönetimi) kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken
Kendisi korunmuyor."
"Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Öyleyse nasıl
oluyor da böyle büyüleniyorsunuz?"
Hayır, Biz onlara hakkı getirdik, ancak onlar
gerçekten yalancıdırlar. (Müminun Suresi, 84-90)
Düşünmek İnsanların Üzerlerindeki Büyüyü Kaldırır
Ayetlerde Allah insanlara, "Öyleyse nasıl oluyor da
böyle büyüleniyorsunuz?" diye sormaktadır. Ayette geçen büyü
kelimesi, insanları toplu olarak etkisi altına alan zihinsel bir uyuşukluğa
işaret etmektedir. Düşünmeyen insanın aklı uyuşur, görüşü puslanır, yani
gözünün önündeki gerçekleri görmemiş gibi davranır, muhakemesi zayıflar. Çok
açık birşeyi bile kavramaktan yoksun hale gelir. Yanı başında gerçekleşen
olağanüstü olayların bilincine varamaz. Olayların girift noktalarını fark
edemez. İnsanların binlerce yıldır gaflet içinde bulunmalarının,
birbirlerine aktardıkları bir miras gibi toplu olarak derin düşünmekten uzak
durmalarının kaynağı da bu uyuşukluktur.
Bu toplu büyünün etkilerinden birini şöyle bir örnekle açıklayabiliriz:
Yeryüzünün altı, tamamen magma dediğimiz bir "ateş tabakası"yla kaplıdır.
Yeryüzü kabuğu son derece incedir; yani bu ateş bize çok yakın, neredeyse
hemen ayağımızın altındadır. Yeryüzü kabuğunun ne kadar ince olduğunu
anlamak için şöyle bir kıyas yapabiliriz: Yeryüzü kabuğunun tüm dünyaya
kıyasla kalınlığı, bir elma kabuğunun tüm elmaya kıyasla kalınlığı ile
karşılaştırılabilir.
Yeryüzünün hemen altında çok yüksek ısılarda kaynayan bir tabaka olduğu
herkesçe bilinir, ancak insanlar bu konu üzerinde pek düşünmezler. Çünkü bu
insanların anne babaları, kardeşleri, akrabaları, arkadaşları, komşuları,
okudukları gazetenin yazarları, televizyon programcıları, üniversitedeki
hocaları da bunu düşünmezler.
Biz sizi bu konuda biraz düşündürelim. Bir insanın hafızasını
kaybettiğini ve etrafındakilere sora sora çevreyi tanımaya çalıştığını
varsayalım. Bu insan öncelikle nerede olduğunu soracaktır. Ona bastığı
toprağın hemen altında ateşten kaynayan bir küre olduğu, kuvvetli bir yer
sarsıntısında veya bir yanardağın patlamasında bu alevlerin yeryüzüne
çıkabileceği söylense ne düşünür? Biraz daha ileri gidelim ve bu insana
dünyanın sadece küçük bir gezegen olduğu ve uzay denilen sınırı bilinmeyen
bir karanlık boşlukta uçmakta olduğunun da söylendiğini varsayalım. Uzay
dünyanın alt tabakasından çok daha büyük tehlikeler içermektedir. Örneğin
tonlarca ağırlıktaki göktaşları orada başıboş dolaşmaktadır. Bunların
dünyaya yönelmemeleri ve çarpmamaları için hiçbir sebep yoktur.
Elbette ki bu insan içinde bulunduğu tehlikeli durumu bir an bile
aklından çıkaramaz. Böylesine pamuk ipliğine bağlı bir ortamda insanların
yaşamlarını nasıl sürdürdüklerini araştırır. Ve kusursuzca işleyen bir
sistemin var edildiğini fark eder. Üzerinde bulunduğu gezegenin içi büyük
bir tehlikeyle kaplıdır, ama bu tehlikenin her an insanları zarara uğratması
da çok hassas dengelerle engellenmiştir. İşte bunu fark eden insan, dünyanın
ve dünya üzerindeki tüm canlıların Allah'ın dilemesiyle, O'nun yarattığı
kusursuz bir denge sayesinde yaşadıklarını ve güvenlik içinde varlıklarını
sürdürdüklerini anlar.
Bu örnek, insanların üzerinde düşünmeleri gereken milyonlarca hatta belki
milyarlarca konudan yalnızca biridir. Gafletin insanın düşünüp kavrama
yeteneği üzerinde nasıl bir etki meydana getirdiğini, insanın zihinsel
kapasitesini nasıl sınırladığını anlayabilmek için bir örnek daha vermek
faydalı olacaktır:
İnsanlar dünya hayatının büyük bir hızla geçip tükendiğini bilmektedirler
ama buna rağmen, sanki bu dünyadan hiç ayrılmayacakmış gibi bir tavır
gösterirler. Sanki dünyada ölüm yokmuş gibi davranırlar. İşte bu da nesilden
nesile aktarılan bir nevi "büyüdür". Hatta bunun öyle şiddetli bir etkisi
vardır ki, bir kişi ölümden bahsetse, insanlar üzerlerindeki büyünün
bozulmasından ve gerçeklerle yüzyüze gelmekten son derece korkarak bu konuyu
hemen kapattırırlar. Bütün hayatlarını iyi bir ev, yazlık ve araba almak,
çocuklarını kolejde okutmak için harcamış olan insanlar, bir gün gelip de
öleceklerini ve yanlarında ne arabalarını, ne evlerini, ne de çocuklarını
götüremeyeceklerini düşünmek istemezler. Çözüm olarak ise, ölümden sonraki
asıl hayat için birşeyler yapmaya başlamak yerine, düşünmemeyi seçerler.
Oysa her insan er ya da geç, mutlaka ölecektir. Ve öldükten sonra, her
insan için, -iman eden veya etmeyen- sonsuz bir hayat başlayacaktır. Bu
sonsuz hayatın cennette mi yoksa cehennemde mi sürdürüleceği ise bu kısa
dünya hayatında yaptıklarına bağlıdır. Bu kadar açık bir gerçek varken,
insanların sanki ölüm yokmuş gibi davranmalarının tek nedeni
düşünmemelerinden dolayı üzerlerini bürüyen bu büyüdür.
Ancak dünya hayatında düşünerek kendini bu büyüden, diğer bir deyişle
gaflet halinden kurtaramayan kişiler, öldükten sonra gerçekleri gözleri ile
görerek anlayacaklardır. Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle haber verir:
Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de
senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün
keskindir. (Kaf Suresi, 22)
Ayette de belirtildiği gibi, düşünmemekten dolayı bulanıklaşan görüş,
öldükten sonra ahirette hesap verirken "keskinleşecektir".
Şunu da belirtmek gerekir ki, insanlar kendi kendilerini "bilerek" böyle
bir büyüye sokmaktadırlar. Bu şekilde rahat bir hayat yaşayacakları zannıyla
hareket etmektedirler. Oysa insanın bir anda karar alıp üzerindeki bu
zihinsel uyuşukluktan kurtulması, açık bir şuurla yaşamaya başlaması çok
kolaydır. Allah bunun çözümünü insanlara sunmuştur; düşünen insanlar bu
büyüyü, dünyada iken üzerlerinden kaldırabilirler. Böylece olayların bir
amacı ve iç yüzü olduğunu anlar ve Allah'ın her an yarattığı hikmetleri
görebilirler.
İnsan Her An, Her Yerde Düşünebilir
Düşünmenin vakti, yeri ve koşulları olmaz. İnsan yolda yürürken, işe
giderken, araba kullanırken, bilgisayarda çalışırken, bir arkadaş
toplantısındayken, televizyon seyrederken, yemek yerken düşünebilir.
Örneğin arabayla giderken dışarıda yüzlerce insan görmek mümkündür. Bu
insanlara bakan kişi birçok farklı şey düşünebilir. Gördüğü yüzlerce insanın
fiziksel görünümlerinin birbirinden tamamen farklı olduğu aklına gelebilir.
Bu insanların biri diğerine kesinlikle benzememektedir. İnsanların, temelde
göz, kaş, kirpik, el, kol, bacak, ağız, burun gibi aynı organlara sahip
olmalarına rağmen, birbirlerinden bu kadar farklı olmaları şaşırtıcı bir
durumdur. Dahası insan biraz daha düşünmeye devam ederse şunu hatırlar:
Allah binlerce yıldır, milyarlarca insanı birbirinden tamamen farklı
olarak yaratmıştır. Şüphesiz bu, Allah'ın apaçık varlığının ve üstün
yaratmasının delillerinden biridir.
Bu kadar çok insanı bir yerlere ulaşmaya çalışırken seyreden kişi, daha
farklı düşüncelere de kapılabilir. İlk bakışta bu insanların her biri
"apayrı" birer kişilik olarak görünmektedir. Hepsinin kendilerine ait bir
dünyaları, istekleri, planları, yaşam şekilleri, sevindikleri ve üzüldükleri
konular, zevkleri vardır. Ama bu farklılıklar yanıltıcıdır. Çünkü genel
olarak her insan doğar, büyür, okula gider, iş arar, çalışır, evlenir, çocuk
sahibi olur, çocuğunu okula gönderir, çocuğunu evlendirir, yaşlanır, dede
veya anneanne olur ve ölür. Yani bu açıdan bakınca insanların yaşamları
arasında büyük farklılıklar mevcut değildir. Bir insanın İstanbul'un
herhangi bir semtinde veya Meksika'nın bir şehrinde yaşamasının değiştirdiği
hiçbir şey yoktur. Bu insanların her biri mutlaka bir gün ölecektir; hatta
100 sene sonra bu insanlardan belki bir tanesi bile hayatta kalmayacaktır.
İşte bunları fark eden kişi düşünmeye devam eder ve kendine şu soruları
sorar: "Bir gün hepimiz öleceğimize göre neden herkes bu dünyadan hiç
ayrılmayacakmış gibi bir tavır içerisinde? Öleceği kesin olan bir insanın
ölümden sonraki yaşantısı için çabalaması gerekirken, insanların tamamına
yakını nasıl olup da sanki hiç dünya hayatları sona ermeyecekmiş gibi
davranabiliyorlar?"
...................................................................................................................................................................... |