|
Allah’ın Varlığı;
1. Olanak Belgesi: Evren/Varlık, olabilirler
türündendir. Açıkçası varlık ve yokluğu eşittir. Varolduğu gibi,
olmayabilirdi de. Varolurken de, sonsuz oluş biçimlerinden herhangi birinin
olması olasıdır. En az varolan kadar olmayan da varolma şansına sahiptir.
Her olabilir ise kendi dışında bir sebebe bağlıdır. Öyleyse önce varolmayı,
sonra da varolma biçimini olmamaya ve olması olası diğer biçimlere yeğleyen
birisi vardır. O da Allah'tır "cc".
2. Değişim Belgesi: Evren değişkendir, durmadan değişiyor. Değişen herşey
sonradan olmuştur. Bu bakımdan madde ezeli/başlangıçsız olamaz. Evet,
maddenin termodinamik yasasına göre sürekli yokluğa doğru kayması, evrenin,
uzayın durmadan genişlemesi, güneşin hızla tükenişe doğru yol alması gibi
olaylar, varlığın bir başlangıcı olduğunu gösteriyor. Sonradan olan her
varlığın bir yaratıcısı vardır; nedensiz sonuç ve sanatkarsız sanat olamaz.
Nedenler ise zincirleme sürerek sonsuza kadar gidemez. Öyleyse durmadan
değişen, ezeli olmayıp sonradan oluşan ve bir ilk nedene gereksinim duyan şu
evrenin de bir değiştiricisi vardır. O da Allah'tır.
3. Düzen Belgesi: Her varlık kendi parçalarıyla bir uyum ve bütünlük içinde
olduğu gibi, bütün evren de kendisini oluşturan varlık parçalarıyla bir uyum
ve bütünlük içindedir. Bu ise bir düzen ve düzenliliğin varlığını gösteren
yanıltmaz bir kanıttır, ve bir Düzenleyici'ye tanıklık eder ki, O da ancak
Allah'tır.
4. Sanat Belgesi: Atomdan insana, hücreden yıldızlar topluluğuna kadar bütün
evrende ince ve baş döndürücü bir sanat göze çarpmaktadır. Evet, bir baştan
bir başa evrendeki her eser: çok büyük sanat değerine sahiptir; çok
değerlidir; çok kısa zamanda ve çok kolay yapılmaktadır; çok sayıda
olmaktadır; karışık ve çeşit çeşittir; süreklidir... Oysa, görünüşe göre,
kısa zamanda, çok sayıda, kolay ve karışık yapılan işlerde sanat ve değer
olmaması gerekir. Ancak yapan Allah olursa, o zaman herşey değişir ve zıtlar
biraraya gelir...
5. Hikmet/İncelik ve Amaç Belgesi: Her varlıkta kendine özgü bir amaç
izlendiği göze çarpmakta ve bir zerrede bile boş, amaçsızlık, anlamsızlık ve
savurganlık sayılacak herhangi bir durum gözlenmemektedir. Oysa, ne madde
aleminde, ne bitki ve hayvanat dünyasında, ne de eşya ve olaylarda bilinç ve
kavrayış var değildir ki, bu amaçlar zinciri izlenebilsin. Öyle ise,
evrendeki bu bilinçli işleyişi, bu hikmet ve amaçları ancak Allah'a
dayandırmakla akla yatkın, doğru bir yol tutmuş olabiliriz.
6. Yardımlaşma Belgesi: Birbirine en yakın olandan en uzak olana kadar,
bütün yaratıklar birbirlerinin yardımına koşuyor. Aralarında hiç ilişki
bulunmayan iki ayrı varlık türü, böyle bir yardımlaşmada aynı bütünün
parçaları gibi birbirini destekleyip tamamlayabiliyor. Düşünmeli ki,
bakteriler, solucanlar ve toprak elbirliği içinde ve aynı amaç çevresinde
toplanıp bitkilerin yardımına koşuyor ve bu durum yinelenip duruyor. Akıl ve
bilinçten yoksun bu varlıkların, aklı ve bilinci şaşkınlık içinde bırakan bu
işleri, perde arkasında Varlığı Gerekli bir Zat'ın hikmet dolu bir işini
gözler önüne sermektedir. Açıkçası bütün evren, bu yardımlaşma diliyle
"Allah" demektedir.
7. Temizlik Belgesi: İnsandan toprağa, yerden göğün derinliklerine kadar
bütün evrendeki temizlik, başlı başına bir kanıt olarak, bize Kuddüs/Temiz
adıyla adlanmış bir Zat(cc)'ı anlatmaktadır. Evet, toprağı temizleyen
bakteriler, böcekler, karıncalar ve nice yırtıcı kuşlar.. rüzgar, yağmur ve
kar.. denizlerdeki buzdağları ve balıklar.. üstümüzde gökyüzü, uzayda kara
delikler; bünyemizde kanımızı temizleyen oksijen ve ruhumuzu sıkıntılardan
kurtaran manevi esintiler hep Kuddüs isminden haber vermekte ve o Kutsal
Varlığı göstermektedir.
8. Yüzler Belgesi: Gerçekte bütün yaratıklara genelleştirilmesi olası iken,
konuyu somutlaştırmak açısından işin, yalnızca insanı ve her insan ferdini
diğerlerinden farklı kılan onun en belirgin ayırıcı niteliği durumundaki
insan simasını ele alarak konuya yaklaşmış olalım; Herhangi bir insanın
yüzü, en ince ayrıntısına kadar kendisinden önce geçmiş milyarlarca insandan
hiçbirisine kesinlikle benzememektedir. Bu kural kendisinden sonra
gelecekler için de olduğu gibi geçerlidir... Bir yönde birbirinin aynı,
diğer yönde birbirinden ayrı milyarlarca resmi küçücük bir alanda çizip,
sonra da kendileri gibi olması olası milyarlarca resimden ayırmak ve o
herşeyi sonsuz olasılık yolları içinde bir yola ve bir şekle sokmak, elbette
ve elbette yarattığı her varlığı, hem de hiç kapalı bir yanı kalmamak üzere
bilen ve o varlığa istediği şekli vermeye gücü ve ilmi yeten Cenab-ı Hakk'ı
en sağır kulaklara bile duyuracak güçte bir duyurudur. Evet, simada yer alan
uzuvları/organları başka simalardaki uzuvlardan ayrı yaratmak ve her gözü
mutlak biçimde diğer gözlerden ayırıcı bir özellikle donatmak, gözünde perde
olmasa bile, sinesinde gönül bulunan her vicdan sahibine, bütün bunları
yaratıp sonsuz hikmetlerle donatan Zat(cc)'ı gösterir ve tanıttırır...
9. Tanrısal Yönlendirme, İçgüdü {Sevk-i İlahi} Belgesi: Yavru ördek,
yumurtadan çıktığı anda yüzmesini becerebiliyor. Kozadan çıkan karıncalar,
hemen dehliz kazmaya başlıyor. Arı, çok kısa zamanda sanat harikası olan
peteği, örümcek ise, gergef inceliğindeki ağını örebiliyor. Bütün bunlardan
anlıyoruz ki, bunlar ve bunlar gibi olanlar başka bir alemde öğretilen
bilgiyle ve yaratılıştan gelen bir yetenekle iş görüyorlar. Oysa insan, her
şeyi bu dünyada öğrenmek zorundadır; hem de varlıklar arasında yeteneklilik
bakımından en kusursuz yaratık olduğu halde. Demek oluyor ki, diğerlerine bu
özellikleri veren doğrudan kendileri değil, her yaptığını hikmetle yapan bir
Zat'tır ki, onlara böyle bağışta bulunmuştur. Kilometrelerce ötede
yumurtalarını bırakıp dönen yılan balıklarının yavruları, yumurtadan çıkar
çıkmaz yola koyulur ve annelerini sanki elleriyle koymuş gibi bulurlar. Bunu
İlahi bir sevkten başka ne ile açıklayabiliriz? Hayvanlarda gördüğümüz bu
olağanüstülük, ancak ve ancak Allah'ın bir vergisi olarak açıklanırsa, işte
o zaman buna akli ve mantıki bir açıklama gözüyle bakılabilir. Yoksa, başka
her yorum, yalnızca bir safsatadan ileriye gidemez...
10. Yaratılış ve Tarih Belgesi: Her insanda iyi ve güzele karşı bir sevgi,
buna karşılık kötü ve çirkine karşı da bir nefret duygusunun varlığı, tersi
hiç kimsenin düşüncesinden bile geçmeyecek açıklıkta bir gerçektir. Demek
oluyor ki, bu duygular, ahlaklı davranma ve iyi işler yapma yönündeki
yönelişleri, ahlaksızlıktan ve çirkin davranışlardan da nefret verip
kaçınmayı sağlayan yapıları bakımından tanıklık etmektedir. Ki, insana
iyiyi, güzeli emreden, onu kötülük ve çirkin davranışlardan da yasaklayan
düzenin sahibi kim ise, kendisine bu duyguları veren de, O Zat'tır. Bu Zat
da, hiç kuşkusuz Allah'tır. Dinler tarihi tanıktır ki, beşeriyet/insanlık
hiçbir devrini dinsiz geçirmemiştir. Batıl, hatta gülünç bile olsa hemen her
devirde bir dine inanmış ve bir manevi sistemi takip etmiştir. Ayrıca,
inanmak bir zorunluluk ve gereksinimdir; o yaratılışta vardır. İnsan
yaratılışına bu gereksinimi yerleştiren Zat'la, bize inanmayı emreden Zat,
aynı Zat'tır. Ve o da Allah'tır.
11. Duygular Belgesi: İnsan, binlerce duyguyla donatılmıştır. Her duygu,
madde dışı bir ortamdan çağrı niteliği taşır. Ancak insanda bir duygu daha
vardır ki, o doğrudan doğruya Yaradan'ı tanıtır. Bu duygu, insanda varolan
sonsuzluk duygusudur. Bu duygu nedeniyle insan sürekli sonsuzluk için
didinir ve çırpınır. Sonlu olan hiçbir şey, onu gerçek manada doyuramaz. Ve
bu duygu, insana başka bir sonlunun etkisiyle verilmiş olamaz. Sonlu olan
sebeplerin hiçbiri, bu sonsuzluğu sunamaz. Oysa, bunun varlığı ortadadır,
yalanlanması da olası değildir. Öyleyse bu duygu bize, bizi bu duygu ile
yaratan Zat tarafından verilmiştir.. Ve, sonsuz yaşamı da yine O verecektir.
12. Birlik Belgesi: On yalancı, arka arkaya gelip bize evimizin yandığını
söylese, bu adamların hayatta bir kez bile doğru söylediklerini duymamış
olmamıza karşın, "ihtimal/belki" der onlara inanırız; ortada birlik durumu
vardır. Oysa, sözünü ettiğimiz ittifak/birlik, binlerce Elçi, yüzbinlerce
ermiş ve milyonlarca da inanan insan arasında meydana gelmiş bir ittifaktır.
Çeşitli zamanlarda ve ayrı ayrı bölgelerde yaşamış bu insanların ittifak
ettiği en birinci nokta, "Allah vardır" gerçeğidir. On yalancının bir yalan
üzerindeki ittifakına değer verildiği halde, milyonlarca, hem de
hayatlarında bir kere bile yalan söyledikleri duyulmamış Nebiler/Elçiler ve
velilerin bu çaptaki ittifakına inanmayan insan nasıl insan olabilir? Ve ona
nasıl akıllı denir?
13. Kur'an Belgesi: Kur'an-ı Kerim'in Kelamullah (Allah Kelamı/Sözü)
olduğunu kanıtlayan bütün deliller, aynı zamanda Allah'ın varlığının da
belgeleri durumundadır. Kur'an'ın Allah kelamı olduğuna ilişkin yüzlerce
delil vardır ve bunlar, konuyla ilgili İslam kaynaklarında en ince
ayrıntısına kadar açıklanmıştır. Biz konunun kanıt yönünü o çalışmalara
aktarmakla yetiniyoruz. Evet, bütün bu deliller, kendilerine özgü dilleriyle
"Allah vardır" derler.
14. Elçiler Belgesi: Elçilerin ve özellikle Elçiler Önderinin {Hz.Muhammed'in}
"sav" elçiliğini kanıtlayan bütün deliller de, yine Allah'ı anlatan
belgelere eklenmelidir. Zira Elçilerin varlıklarının amacı, Tevhid, açıkçası
Allah'ın varlık ve birliğini duyurmaktır. Öyleyse, her elçinin kendi
elçiliğini kanıtlayan bütün delilleri, aynı zamanda bütünüyle Allah'ın
varlığına da delil olmaktadır. Ne var ki, onların elçiliğini kanıtlayan
deliller şu andaki konumuz dışında kaldığından, teker teker üzerinde
durmayacağız. Şimdilik yalnızca şunu belirtelim ki, bir elçinin hak nebi
olduğunu gösteren bütün deliller, aynı kuvvetle, hatta ondan da öte bir
kuvvetle "Allah vardır ve birdir" demektedir.
15. Hayat-Ruh ve Vicdan {Yaşam-Benlik ve Duyunç} Belgesi: Yaşam görünür bir
bilinmez!.. Evet, o görünür nedenlerle açıklanamayacak kadar düşündürücü ve
Yaratıcı Güc'e tanıklık etmesi bakımından da açıktır. Evet o, doğrudan
doğruya Yaratıcısını gösterir ve duyurur. O, bilinmez oluşuyla bilim
adamlarını, açıklığıyla da halktan insanları büyüleyen sihirli bir olaydır.
Ve yaşam adeta hal diliyle: "Beni var edip yaratan ancak Allah'tır" der..
İçeriğini bilmemekle birlikte, varlığından kimsenin kuşku duymadığı
ruhumuzun ve onun işlevlerinin bedenimizi yönetiş biçimi de, yine Allah'ı
bildiren delillerdendir. Dünyada Emir Alemi'ni temsil eden cevher/öz ruhtur
ve ruh, bu aleme ancak ilerlemek ve gelişmek, olgunlaşmak için gelmiştir.
Hikmetin sonuca etkisi konumuzun dışında olduğu için, biz burada yalnızca
onun tanıklık ettiği noktaya değinmekle yetiniyoruz.
Evet, madde alemiyle içeriği noktasında hiçbir ilişkisi olmayan ruhun
kendine özgü bir alemden buraya gönderilişi, olgunlaştırılmaya bağlı
tutuluşu ve bunun da belli bir yazgıyla yürütülüşü, kuşkusuz Allah'ı
gösteren önemli delillerden biridir. Diğer taraftan, insandaki iç sezişler
ve görünür bir neden yokken Rabbe dönüşler ve O'na yönelişler ve bu
olayların milyonlara ulaşan sayıda yinelenişi açık bir delildir ki, insanda
yaratılıştan var olan ve Hakk'ı bulmanın en önemli araçlarından biri
durumunda bulunan vicdan, kendi Yaratıcısı'na tutkundur ve bütün varlığıyla
O'nunla bağlantı halindedir. Ruhlara sorulan "Yaradanınız Ben değil miyim?"
sorusunun yanıltmaz tanıklarından biri de, vicdan değil midir? İşte vicdan,
bu tanıklığın hakkına uyma zorunluluğunun yönlendirmesi ile "Allah"
demektedir...
16. Isı Yasası: Termodinamiğin ikinci kanunu olan ısı kanunu kainatta ısının
tedricen azaldığını yani ısı kaynağı olan varlıkların ısısını yitirerek
mutlak sıfır derecesine gitmekte olduklarını açıklar. O zaman enerji
tükenecek ve hayat sona erecektir. Yanmakta olan güneş, parlayan yıldızlar
ve canlıların vatanı olan yeryüzü... Bunların hepsi belirli bir zamanda
yaratılmış olan varlıklardır. Çünkü bunların tümünde mevcut olan enerji
tükenmeye doğru gitmektedir. Bu olgu da onların belli bir zamanda başlamış
yani yaratılmış olduklarını gösterir. Eğer kainat yaratılmışsa, bir
yaratıksa, ezeli bir yaratıcıya muhtaç demektir. Çünkü arada bir yaratıcı
kabul etsek, o zaman da onun da yaratıcısı olması gerekir ki bu da saçmadır.
Kabul etmek zorunda olduğumuz bu yaratıcının, herşeyi kapsayan bilgi sahibi,
hiçbir şeyle sınırlanmayan bir kudret sahibi ve ezeli olması gerekir.
Açıkladığımız kanuna göre kainatta mevcut olan ısının varlığı, kainatın
ezeli olması ihtimalini imkansız kılmaktadır.Kainatta ısı varsa, ona ısı
verici düşünmek zaruridir. Zira soğumuş haldeki maddede ısı, kendiliğinden
oluşmaz. Kainat ezeli olsaydı, sıcak halde değil, soğuk halde bulunurdu.
17. Güneş Enerjisi: Eğer yıldızlar ezeli olsalardı tükenmekte olan bugünkü
durumlarında olurlar mıydı? Ömürlerini tüketip sönmüş olmazlar mıydı?
Bununla birlikte güneşin, enerjiye dönüşüm sebebiyle kütlesinden bir miktar
kaybettiğini biliyoruz. Fakat kütledeki bu azalma o kadar küçüktür ki uzay
boşluğuna kıyasla yıldızların küçüklüğü gibidir. Burada anlatmak istediğimiz
şudur: Yıldızlar bütünüyle ışık ve ısı yayımı az da olsa kütlelerinden madem
ki bir miktar kaybetmektedirler ve bu kesindir, bu halde onlar ezeli ve
ebedi olsalardı şimdiye dek çoktan yok olup gitmeleri, yani bütünüyle
enerjiye dönüşüp kitlelerini yitirmeleri gerekmez miydi?
...................................................................................................................................................................... |